Haber

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı” Buluşması… Jeremy Rıfkın: Türkiye, Akdeniz Havzasındaki Diğer Ülkeleri Harekete Geçirebilir.

HABER: EDDA SÖNMEZ – ÇAĞATAN AKYOL/ Kamera: ADEM KARABAYIR

CHP Genel Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Jeremy Rifkin, CHP’nin “İkinci Yüzyıl Buluşmasına Çağrı” toplantısında; “Türkiye’de genç bir nesil var. Bu büyük dönüşümü, üçüncü sanayi devrimine dönüşümü başlatıp gerçekleştirebilirler. Akdeniz ekosisteminden bahsediyoruz. Türkiye’nin Akdeniz havzasında 22 ülke ile bir araya gelip ortak bir payda oluşturması gerekiyor. yönetişim. Çünkü burada olan her şey herkesi etkiliyor. Akdeniz” Ortadoğu’da yaşanan her şey buradaki her toplumu etkiliyor. Bu da yeni nesillerin Akdeniz havzasında işbirliği yapmasını gerektiriyor. Türkiye, Asya ile Avrupa arasında bir köprüdür. Türkiye üç kıtanın ortasında bir merkezdir. Türkiye aslında öncü bir harekete geçiricidir. Akdeniz havzasındaki diğer ülkeleri harekete geçirebilir. “İklim değişikliğini ele alarak bunu yapabilir. Ama Türkiye dünyanın en riskli ülkelerinden biri. Türkiye bu konuda öncülük edebilir. Türkiye bir G20 ülkesi ve üniversitelerinizin üstün yetenekleri var. İş dünyanız bir- Bu nedenle Türkiye’yi örnek teşkil edecek.” Yeteneğiniz, beceriniz var. Bize ulaşabilirsiniz” dedi.

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması” İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Stand Sarayı’nda gerçekleştirildi.

ABD editörü, ekonomi ve sosyal teorisyen; CHP Genel Lideri Başdanışmanı Jeremy Rifkin, şunları söyledi:

“BİRLİKTE ÇALIŞIRKEN BAŞARILI OLABİLİRİZ”

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ekibiyle çalışmak benim için çok heyecan verici olacak. Bunu heyecanla bekliyorum. Bilimsel, teknik ve ekonomik girdi sağlayacağım ve Türkiye’nin kapsamlı bir yol haritası oluşturmasına yardımcı olacağım. Sayın Kılıçdaroğlu dönüşecek.” Bu bir endüstriyel dönüşüm ve sıfır karbon salımı içeriyor.Ekibim Avrupa Birliği’nde ve tam olarak Çin’de temel mimari misyonlarda seyahat etti.İklim değişikliği gibi konularda da yer aldık.Aranıza katılmak güzel. Chicago Üniversitesi’nden değerli ekonomist Acemoğlu ve MIT ile birlikte çalışmak beni mutlu edecek.

Ciddi bir sorunumuz var. Son çalışmalarım bize şunu gösteriyor: Akdeniz’in 22 ülkesi yani 480 milyon insan; dünyanın geri kalanından yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. İklim değişikliği bu bölge için şu anlama geliyor. Dünyanın en hızlı yağış azalması da yine bu bölgede görülüyor. Türkiye de bu bölgenin bir üyesidir. Çok değerli bir kısım yaşanamaz hale gelecek; böyle devam ederse. Dolayısıyla burada dramatik bir değişimle karşı karşıyayız. Her Akdeniz ülkesi ve yöneticilerinin bu konuyu ele alması gerekiyor. Birlikte çalışırsak, daha büyük ölçekte çalışırsak ancak başarılı olabiliriz.

“DAYANIKLILIK ÇAĞI…”

Bu benim dayanıklılık çağı diyebileceğim bir çağ ve tüm Türk milleti bu yolculukta dayanışma içinde olmalıdır. Bu çevre ile ilgili, ama sadece bununla ilgili değil. Bunu göz önünde bulundurarak fikrimi paylaşmak istiyorum. Böyle bir dönemde yaşıyoruz. Bu bir teori değil, artık bilimsel bir gerçek. Türkiye’de ve Akdeniz havzasında yaşayan insanlara olup biteni anlatmamıza bile gerek yok. Çünkü herkes bunun farkında.

Bu nedenle, gezegenimizin birçok yerinde çok önemli soğuk kar yağışları alıyoruz. Aynı zamanda çok önemli taşkınlar da oluyor. Yaz aylarına geldiğimizde ise susuzluk, sıcak ve kıtlık yaşanıyor. Sonbaharda fırtınalar ve tayfunlar bizi vurdu. Bunların hepsi bir araya gelerek ekosistemimizi alt üst ediyor. Bu bizim için önemli bir konu. Bu sadece insan yaşamını değil, gezegendeki diğer yaşamları da tehdit eden bir gerçektir.

“UYANMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

Özellikle Z kuşağı ile şunu söylemek istiyorum: Altıncı dönemin başındayız aslında. ve insanlık için değerli bir zaman diliminden geçiyoruz. daha önce beş kez; Örneğin, yok oluşlar yaşadık. Altıncının başındayız… Artık karşımızdaki gerçeği olduğu gibi görmemiz ve bir anlamda uyanmamız gerekiyor. Bu neden oluyor? İklim değişiyor. Çünkü küresel ısınmaya neden olan gazlar açığa çıkıyor. Bu gazlar güneş ışınlarının dünyadan yansımasını engeller. Her derecelik artış için atmosfer yüzde 7 daha fazla ısı emer. Dolayısıyla daha yoğun bir yağıştan bahsediyoruz.

“TARİHTE BÜYÜK EKONOMİK DEĞİŞİMLER NASIL OLMUŞTUR?”

Ekosistemimiz aslında gerçek zamanlı olarak çöküyor. AB liderliğinde yeniden çalışmaya başladığımda şu soruyu sorduk: Tarihteki büyük ekonomik değişimler nasıl oldu? Buna dayanarak, iklim değişikliğine cevap vereceğiz. Tarihte geriye gittiğimizde iktisat tarihinde 7-8 büyük paradigma kayması olmuştur. Hepsinin ortak bir paydası var. Her birinde önlerindeki süreci yeniden tanımlayan, toplumun iletişim yöntemini ve güç bağlarını yeniden tanımlayan teknolojiler ortaya çıktı. Ekonomik hayatı, sosyal hayatı ve devlet ilişkilerini değiştirmiştir.

Bunlar hangi teknolojiler? Birincisi bağlantı devrimi, ikincisi yeni güç rejimleri ve üçüncüsü yeni mobilite ve lojistik. Bu üçü bir araya geldiğinde çok sayıda insanın bir araya gelip bağlantı kurmasını ve güçlerini birleştirmesini sağlıyor; ekonomide, toplumda ve devlet hayatında. Bu devrimler yaşama şeklimizi değiştiriyor, hükümetlerimizi değiştiriyor, ekonomimizi organize etme şeklimizi değiştiriyor ve doğayla ilişkilerimizi değiştiriyor.

“ŞU ANDA HER ŞEY FOSİL YAKITLARDAN OLUŞUYOR”

Önce Sanayi devrimi… Sonra buhar makinesi. Sonra bağlantı çakışması. Yeni güç devrimi ortaya çıktı: Kömür. Kömürlü buhar makinesi… İkinci sanayi devrimi Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıktı. Sonra telefonu gördük. Güç devrimini ulaşım devrimi izledi. Yeni fosil yakıtlı motorlar. Dünya Bankası, IMF ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yönetişim kurumları karşımıza çıktı. Burada brent petrolün 147 dolar olduğu dönemleri de gördük…. Artık her şey fosil yakıtlara bağlı. Kozmetikten gıdaya, gıdadan inşaat malzemelerine, ısınma ve aydınlatmaya kadar her şey fosil yakıtlarla sağlanıyor. Tam da böyle bir durumda Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Bu aslında enflasyonu artırdığı gibi fosil yakıtlarla da sorun yaşamaya başladık. Buradan nereye gidiyoruz?

Sizinle bir hikaye paylaşayım: Angela Merkel Şansölye olduğunda ‘Alman ekonomisini ilk haftalarda nasıl büyütürüz?’ Konuyla ilgili benden yardım istedi. Ben de Şansölye’ye sordum: ‘İşiniz ikinci sanayi devrimine bağlıyken bunu nasıl yapacaksınız?’ 10 yıl öncesinden bahsediyorum aslında. Burada işçi devrimi, mali devrim, piyasa devrimi gibi şeylerle karşılaşıyoruz. Bu arada, Almanya’nın sahip olduğu altyapı eskiydi. Daha sonra Şansölye ile yaptığımız görüşmelerde AB ve Çin’de yeni bir sanayi devrimi olan bağlantı devriminden bahsettik.

“SON 2 YILDA DÜNYADA YAPANLAR HERKESİ KORKTU”

Önümüzdeki 20 yılda güneş ve rüzgar enerjisini, okyanusları bire bir küresel elektrik üretiminde kullanmaya başlayacağız. Sonuç olarak, milyonlarca insan zaten kendi elektriğini üretiyor ve ürettiklerinin fazlasını şebekelere satıyor. Dünyanın başka bir yerinde gece olunca orada elektrik satıyorlar. Bu aslında daha demokratik ve duyarlı bir dünyada yaşamak anlamına geliyor. Bu büyük bir adım. Burada bağlantı ile internet ve elektrik alışverişi aynı anda gerçekleşiyor. Üstelik bir mobilite devrimi var. Güç hücresinden kaynaklanan bir değişiklik de vardır.

Aynı büyük bilgiyi, analitik verileri ve algoritmaları kullanıyoruz. Hem bağlantıda, hem güçte hem de sürücüsüz ulaşımda. Tarihin çok değerli bir dönemindeyiz. İşimizi yapma şeklimizde büyük değişiklikler getiriyor. Farklı bir dünyada yaşıyor olacağız. Biliyorsunuz son 2 yılda tüm dünyada yaşananlar herkesi korkuttu. Ölümden korktuk ama kimse bundan bahsetmiyor.

Çünkü iklim değişikliğinin bir gerçek olduğunu görmeye başlıyoruz ve eski günlere dönme şansımız yok. İnsan ne yapacağını, bu süreci nasıl yöneteceğini şaşırmış durumdadır.

“GENÇ NESİLİN PROTESTOLARI TARİHTEKİ DİĞER PROTESTOLAR GİBİ DEĞİL”

Bu gezegenin düşündüğümüzden çok daha güçlü olduğunu görmeye başlıyoruz. Bir insan türü olarak çok daha küçüğüz ve çok daha az anlamlıyız. Uzun bir süre doğayı kendimize uyarlamaya çalıştık ve bu aslında bizi yıkıma götürdü. Şimdi öğrenme zamanı: Tipimizi doğaya uyarlamalı ve yeni yollar bulmalıyız. Genç kuşaklar ve Z kuşağı; okullardan mezun oluyorlar. Protesto ediyorlar. OHAL döneminden geçiyoruz. Hayatlarımızı organize etme şeklimizin değişmesi gerekiyor. Bu protestolar tarihteki hiçbir protestoya benzemiyor. Bunlar farklı. İlk kez, bütün bir nesil protesto için sokaklara çıkıyor. Kendilerini tehdit altında yaşayan bir ilaç olarak görüyorlar ve protesto da burada. Bütün bunlar; ideolojik, dini farklılıklar, ekonomiyi yönetme biçimimiz bir kenara bırakılıyor. Bu gençler cinsiyet protestosu yapıyorlar.

Türkiye’de ve Akdeniz havzasında neler yapabileceğimize dair olumlu şeyleri paylaşmak isterim. Burada genç nesil var. Burada mali sermayeden ekolojik sermayeye geçişten bahsediyoruz. Bir çeşit fotosentezle ilgili. Birincil üretimden bahsediyorum. Burada gayri safi milli hasıla iyiye harcanıyor ve artık yaşam kalitesi gösterge olarak alınıyor. Hiper tüketimden çevreci bir yaşam kalitesine geçiş söz konusu… Artık bağlantı teknolojilerini de bünyesine katan KOBİ’ler var. Bu KOBİ’ler kullanıcı ağlarını paylaşıyor…

“DOĞADAN AYRI DEĞİLİZ VE DOĞA DÜŞMANIMIZ DEĞİL”

Sürekli değişiyoruz. Bilim adamlarımız ‘bedenimizde artık yalnız değiliz’ gibi şeyler söylüyor… 20.000 gen var. Biz aslında bir ekosistemiz. Bu, genç nesil için son derece rahatlatıcı. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. Doğadan ayrı değiliz ve doğa bizim düşmanımız değil. Kendilerini tüm dünyadaki ekonomik sisteme dahil ediyorlar. Bu aslında genç nesil için çok rahatlatıcı. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. “Doğadan ayrı değiliz ve doğa bizim düşmanımız değil. Biz bu ekosistemin, bu gezegenin bir parçasıyız. Ayrıca gezegeni kendi ihtiyaçlarımıza uydurmaya çalışmak yerine türümüzü gezegene uyarlamaya başlamanın zamanı geldi.’

“TÜRKİYE’DEKİ GENÇ NESİL BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ 3. SANAYİ DEVRİMİNE YÖNELİK YAPABİLİR”

Türkiye’deki genç arkadaşlarımızın anlaması gereken şudur: Tarih boyunca doğaya uyum sağladık, hayatta kaldık ve diğer türler gibi çoğaldık. Son birkaç yüzyıldır doğayı kendimize uyarlamaya çalışıyoruz. Gezegene verdiğimiz zarar ortada. Eski anlayışa geri dönmenin zamanı geldi, ama bunu sofistike ve derin bir şekilde yapmamız gerekiyor.

Türkiye’de genç bir nesil var. Üçüncü sanayi devrimine dönüşümü başlatarak bu büyük dönüşümü gerçekleştirebilirler. Akdeniz ekosisteminden bahsediyoruz. Türkiye’nin Akdeniz havzasında 22 ülke ile bir araya gelip ortak bir yönetim kurması gerekiyor. Çünkü burada olan her şey herkesi etkiliyor. Akdeniz’de olan her şey buradaki her toplumu etkiliyor. Bu da yeni nesillerin Akdeniz havzasında işbirliği yapmasını gerektiriyor.

Bildiğiniz gibi Türkiye, Asya ile Avrupa arasında bir köprüdür. Türkiye üç kıtanın ortasında bir merkezdir. Türkiye aslında öncü bir harekete geçiricidir. Akdeniz havzasındaki diğer ülkeleri harekete geçirebilir. Bunu iklim değişikliğini ele alarak yapabilir. Ancak Türkiye dünyanın en riskli topraklarından birine sahip. Türkiye bu bahiste lider olabilir. Türkiye bir G20 ülkesi ve üniversitelerinizin karşı konulamaz yetenekleri var. İş dünyanız tamamen aynı. Dolayısıyla Türkiye’yi örnek alacak yetenek ve beceriye sahipsiniz. Bunu yaparken Akdeniz havzasındaki diğer ülkelere de ulaşabilirsiniz.

Bu da şöyle bir mesaj olacak: Hepimiz Akdeniz havzasında birlikte yaşıyoruz. Türkiye bu yola öncülük ederse çok önemli bir rol oynayabilir. Hem üçüncü sanayi devrimine giriyor hem de AB’ye yaklaşıyor. Türkiye’yi merkez ülke yapmalıyız. Avrupa ile Asya’yı birleştiren ve onları tek kıta yapan bir ülkeden bahsediyoruz. Yeni çağ için işe başlama zamanı. Bunu diğer canlılarla uyum içinde, doğa ile olan ilişkimiz için takdir ve şükran duyarak yapacağız. Bu bize sadece büyümeyi değil, aynı zamanda iyiliği de getirecektir. Bu sayede yaşam kalitemizi yükselteceğiz. Bunun için ikinci bir şansımız olmayacak. Bunun şimdi yapılması gerekiyor. Zamanımız tükeniyor ve bu şu anda mümkün.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu